yörük ne demek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yörük ne demek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2026 Pazartesi

TÜRK YAZININDA YÖRÜKLER

TÜRK YAZININDA YÖRÜKLER İLE İLGİLİ ROMAN ÖYKÜ ve ARAŞTIRMA İNCELEME YAZILARI 

GİRİŞ

Kendim bir yörük köyünde doğup büyümüşüm. Benim gibi birçok yaşıtım sürülerimizle beraber yazın yaylaya kışın sahildeki köyümüze göçmüşüz. Oğlak, kuzu sürülerini güderken çarıklarımız eskimiş. Nice zorlukların arasından sıyrılıp okuyabilmişiz. O günlerde yaşadığımız olayları unutmamışız. Eli kalem tutan, yazı yazmayı biraz becerebilenler yörüklerin nasıl yaşadıkları yazıya dökmüşler. Ben de içinden geldiğim bu yörüklerin yaşayışını, kültürünü anlatmaya çalıştım. İlk öykü kitabım yayınlandıktan sonra merak ettim: Acaba başka kimler yörüklerin yaşayışını, kültürünü anlatan öyküler, romanlar, inceleme ve araştırmalar yazmış. İnternette ve kütüphanede bir inceleme yaptım. Çok fazla bilgiye ulaşamadım. Türk yazında tanınmış yazarların yörük yaşamı ve kültürü konusunda fazla yazmadıklarını gördüm. Ama karınca kararınca ulaşabildiğim bilgileri bu konuya ilgi duyan dostlarımla paylaşmak istedim. Böylece bu konuda emek vermiş yazarlarımızı da tanımış ve anmış olduk. Elinde daha fazla bilgi olanlar varsa ve bizimle paylaşırsa memnun kalırız. Bilgi paylaştıkça çoğalır. Sağlıkla kalın, iyi okumalar.

TÜRK YAZININDA YÖRÜK YAŞAMI, YÖRÜK KÜLTÜRÜ

Yörükleri anlatan öykü ve romanlar:


Binboğalar Efsanesi – Yaşar Kemal

Son Yörük – Osman Şahin 

Yörük Kızı – Mustafa Koç – Roman – Türk Köyü Yay.

Yörük Hikayeleri - Duran Yılmaz

Kışlak – Duran Yılmaz

Konya Bozkırlarında Bir Gezgin - Zeki Oğuz

Yaylanın Özgür Çocukları – Zeki Oğuz

Akdeniz’den Toroslar’a Sarıkeçililer - Zeki Oğuz

Yörük Hikayeleri - Ahmet Olgun

Yörük Efsaneleri – Ahmet Olgun

Son Göç – Muhammet Güzel

Son Kervan – Halil Yörükoğlu

Celep – Abdullah Topaloğlu

Yörük Göçü – hikâyeler - Çınar Arman

Yengeçli Kuyu – öyküler - Fatih Uslu

Okuma Sevdası – roman – Ali Varol

Bir Karış Toprak – Samim Kocagöz

***

Eserlerin görselli tanıtımı


Binboğalar Efsanesi

Yaşar Kemal’in 1971 yılında yayımlanan bu romanı; Göçebeliğin bitişini ve yörüklerin dönemin Çukurova’sından yok oluşunu anlatıyor. Yerleşik hayata geçmeye direnen Türkmenler Osmanlı ile verdikleri mücadele ve Cumhuriyetin ilk yıllarında gelen iskân kanununun çıkmasıyla şartlara boyun eğmek zorunda kalırlar. Dönem coğrafyasında feodal bir yapı görmekteyiz. Aslında roman yeni dünya düzenine ve mülkiyet kavramına da getirdiği eleştiriler neticesinde elbette ki bir eleştiri de. Bahsi geçen mülkiyetler çeşitli oyun ve dalavereler ile bölgede ağalıkların toprak sahipliğine evrilecektir. Bu durum- bölge halkının yaşayacağı drama- Yaşar Kemal’in diğer eserlerine de konu olacaktır.

Kaynak: https://kitapdiyari.com.tr/roman/binbogalar-efsanesi/

***

Son Göç


Muhammet Güzel 

TEKİN YAYINEVİ 

“Evet, benim yiğit kardeşim. Bunları göçerken de yaşıyorduk, iyi söyledin. En azından biz kimiz, nereden gelip nereye gidiyoruz, bilmekteyiz. Bir düşünsene; o, hem Yörük olduklarını söyleyip hem bizi aşağılamaktan geri durmayanları. Ebemin hep kızdığı; kendilerine hanlardan, saraylardan, paşalardan, padişahlardan soy sop uydurmaya çalışanları. Onlara göre ne kadar şanslıyız. Onlar yıkıntıların arasında aranırken biz dağlara, gökyüzüne, aya, güneşe, bulutlara, yağmurlara fırtınalara bakacağız. Kendi yaşadıklarımızı anıp, o dağların, sahillerin ulaşılmaz, ele avuca gelmez havasına kanat vuran göçmen kuşların katarlarına bakıp onlara, yerden yoldaşlık eden son katarlardan birinin ardında davar süren çocuklar olduğumuzu hiç unutmayacağız. İşte bu güzel hayatımızı hep anımsayıp anacağız. Öylece de anlatacağız. Doğru görüp, öğrenip yaşadıklarımızı, dosdoğru anlatacağız çocuklarımıza, torunlarımıza.” Kendilerini doğanın bir parçası olarak gören, modern insanın doğayla mücadelesinin tersine doğaya saygıyla yaklaşan, konargöçer yaşamları içindeki her eylemlerine kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimlerle bir anlam yükleyen Yörüklerin yerleşik yaşama geçmeleri elbette kolay olmayacaktır. Yalnızca bir kez daha göç edebileceklerdir. Yaşayacakları “Son Göç”tür bu…

***

Son Yörük

Osman Şahin 

Osman Şahin Karacaoğlan diline doğdu. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ilahileri, Köroğiu ve Dadaioğlıı türküleriyle büyüdü. İlk çocukluk korkularını ve sevinçlerini, Torosların yüksek dağ köyü Aslanköy'de tattı. İnsanların içinde tanrıların, tanrıların içinde insanların konuştuğu nice masallar dinledi. Öykülerinde kullandığı ilk dil yatağı Toroslardir. Bu dil, Yörük ve Türkmen dilidir. Bu dil, Toros insanının ana memesidir. Bu dil, düşüncenin toprağıdır. Yörük ile Türkmenlik ise büyük bir doğa ve insanlık birikimidir...

***

Yörük Efsaneleri



Ahmet Olgun

***

Son Kervan 

Barcın Yörük Hikayeleri

Halil YörükoğluÇATI KİTAPLARI 

Çağlar öncesinden yankı yapan bu sese kulak verin. Gelincik ve kekik kokulu, buz gibi serin, ılgıt ılgıt esen yaylalardan size masallar getirdik. Yaşanmış ve hala orda, uzakta, bizim olan bir beldede yaşanmakta olan gerçek masallar. Kâh ocak başında kaynayan sıcacık, buram buram Anadolu tüten yayla çorbasını kaşıklayacak, kâh göç davuluyla iklim değiştireceğiniz bir tutam hikâye. Bu öykülerin bir benzeri yazılmadı. Bu ilke tanık olmak için sakin bir köşe bulun ve kitabın kapağını açın yeter. Kitabın son sayfasına geldiğinizde köşeniz bir Barçın yaylası olup içinizi serinletecek.

Göç hüzündür..

Göç umuttur…

Göç kilim kilim işlenir…

Göç iklim iklim çiçeklenir oralarda bir yerlerde…

Hâlâ…

Heybenizi, çıkınınızı hazırlayın.

Göç zamanı…

***

CELEP

‘YÖRÜK KÜLTÜRÜNÜ KAYIT ALTINA ALMAYA ÇALIŞTIM’

Yaşamının bir dönemini Kaş ve Elmalı’da sürdüren Avukat Abdullah Topaloğlu’nun ilk romanı olan Celep, okuyucusuyla buluştu. Kaş Kültür Evi’nde düzenlenen söyleşi ve imza gününde konuşan Topaloğlu, kendisinin de Isparta’nın Eğirdir ilçesine bağlı Haymana köyünde dünyaya gelen bir Honamlı Yörüğü olduğunu belirterek, büyük ilgi gören Celep romanında, Yörüklerin zamana direnen kültürlerini kayıt altına almayı amaçladığını anlattı. Canlı hayvan alım satımı yapan tüccarlara Celep adı verildiğini belirten Topaloğlu, kurguyla gerçeğin içiçe geçtiği romanında Fethiye ve Kaş’ı de içine alan Teke yöresinin Yörük yaşamına ilişkin çarpıcı ayrıntılara yer verdiğini dile getirdi.

ROMANI YÖRÜK VE CUMARTESİ ANNELERİNE ADADI

Geçmişle bugünün harmanlandığı Celep romanında, turizm, yabancılara toprak satışı ve gidere yokolan hayvancık nedeniyle yaşam alanları daralan Yörüklerin yaşamları ele alınıyor. Romanda organ ticareti nedeniyle kaçırılan çocukların trajik hikayelerine yer verdiğini anlatan Topaloğlu, bir sonraki romanında da Kaş ve Kalkan’da yaşanan toprak satışlarının sonucunda ortaya çıkan çarpıcı toplumsal gelişmeleri işleyeceğini vurgulayarak çalışmasını Yörük anneleri ve Cumartesi annelerine adadığının altını çizdi.

Kaş Belediye Başkanı Abdullah Gültekin’in yanısıra Kaş’ta yaşayan yabancıların da katıldığı söyleşinin ardından romanını imzalayan Topaloğlu, okurların sorularını da yanıtladı.

***

Yörük Göçü Hikayeleri


Okuyucuyu dere-bayır, yaylalardan yaylalara, o yurt senin, bu yurt benim diyerek, yaylaklardan-kışlaklara, kışlaklardan-yaylaklara koşturan, kimi zaman develerle, kimi zaman atlarla koyunların peşinde bazen bir Yörük kocası, bazen bir Yörük gelini, bazen bir Yörük genci bazen de bir Yörük kızını görür gibi oluyor insan Sayın Çınar ARIKAN’ın "Yörük Göçü" hikâyelerinde.

Şirin Anamur sahillerinden Toroslara doğru tırmanışı, Ermenek yaylalarına varışı yaşıyor. Sanki Anamur’un yaylalarında dolaşıyor - Yörüklerin hikâyelerini yaşıyor insan Yörük Göçü Hikâyeleri’nde. Yörük Göçü Hikâyeleri bana Ali Rıza YALMAN’ın kimi zaman yaya olarak, kimi zaman at sırtında 1928-1934 yılları arasında Toroslarda dolaşarak yaşayarak yazdığı iki ciltlik “Cenupta Türkmen Oymakları”nı hatırlatır gibiydi… 

Yörük Göçü Hikâyeleri’ni okudukça vardığım şu sonucu baştan paylaşmak istiyorum siz okuyucularımızla önce.… “Yörükler, bu memleketin mührüdür”. “Yörükler, bu ülkeyi karşılıksız sevenlerdir.” Yörüklerin her bir kiliminde, kiliminin her bir ilmeğinde-düğümünde bu ülkeye, bu yurda duyulan sevdanın gizleri ve izleri saklıdır. Onca çektikleri güçlüklere, zorluklara, yokluklara, çaresizliklere, itilmiş-kakılmışlıklara rağmen yurda olan sevgisi, yurda olan bağlılığı hiçbir zaman eksilmeyen Yörükleri birkere de Sayın Çınar ARIKAN’ın gözüyle sunalım istedim.

Ön kapağını bir Yörük göçü manzarası ve Yörük kilimi deseni, arka kapağını ise yine Yörük kilimi deseni ve deve katarının kompozisyonunun süslediği kitap 198 sayfadan ibaret olup yirmi altı tane hikâyeyi barındıran bu güzel kitap bir kere okunup bir köşeye kaldırılacak bir kitap olmayıp sanki bir başvuru kitabı, bir ansiklopedik eser gibidir "Yörük Göçü"hikâyeleri.

Yörük Göçü Hikâyelerinde insan biraz da tarihe yolculuk ediyor. Nerden gelip, nereye gittiğini izliyor. Denizhan’ın torunlarını Anamur sahillerinde düşünüyor. Anamur sahillerinde Yörük folklorunun derinlemesine bir sunumunu görüyorsunuz. İç Anadolu’nun denizlere açılmasını işaret ediyor Şıh Ömer. Anamur Yolları türküsünde Islahat Fermanı ile fitne fesada dur dendiği izleniyor. Hayatı savaşlarla geçen ülke sevdalılarının kendi aşklarına vakit ayıramadan yaşadıkları burukluğu görüyorsunuz Ahmet ile Gülizar kızın hayallerinde. Barçın Yaylası’ndan Fil Ahmetin ağıtları yükselir Mehmet ve Selvinaz için. Dalaklı’da Postacı Osman Bey’le yol boyunca beraber yan yana yürüyorsunuz adeta dağdan gelen kurt ulumalarını duya duya dağıtıma çıkıyorsunuz. Derelerin şırıltısı var kulaklarınızda. Dalaklı Osman’nın yiğitliğini duyarsınız. Akmescit Köylüleri ile beraber yayla hasretini yaşarsınız. Süleyman Ağa’nın çadırında misafir olursunuz en kıymetlisinden, en hatırlısından. Göç yola koyulduğunda Akmescit Köylülerinin yayla yoluna düştüklerinde sanki Yörük Kocası Çınar Beyi görür gibi olursunuz aralarında.

Adamdaş yaylalarında rastladığımız taşlara ve kuşlara manalı manalı bakar insanlar hani “Ya beni bir taş, ya da bir kuş eyle” duasından sonra bu hangi molladır acaba diye… ? Sorarsınız. Yörük Kızının aşkı, yılanların aşkı birbirine karışır boz ardıçlar arsında. Efsane gibi de olsa yılanların aşkı insanın okurken bile içini ürpertiyor. Öküz alıp satmaktan gök kargaya, acemi horozların kullanıldığı yayla sınırının tespiti müthiş bir Yörük dehasının ürünü olsa gerek.

Akıllarda kalacak bir diğer hikaye ise Hüsamettin Ağa’nın kılıbıklığa vedası, Orhana köyünden Murat’ın Abdiye sıktığı kurşunların gögsüne denk gelmesini bir şans sayar, ya gözüne denk gelseydi ?...

Yörük Kocasının doktorun verdiği perhiz listesi ile gırgır geçercesine Dr. Sıtkı'yı yola getiren hikâyesi ile Kazım Hoca ile Ekiz Ali arasındaki tosun davasını öbür dünyaya havale etmeleri…. Tahsildara Temiz yatak temin edilmesi …Veli Efendinini halkın her işine koştururken Osman Ağaya öküz satma işini onaylayan Koçmar(kertenkele)… İradyo, Tahsildarın içki alemi ile alay edercesine sorularla atağa geçmeleri….Yörüklerin keskin zeka ve espiri yeteneğini de ortaya koymaktadır. 

Orman kaçakçıları ile mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan son hikâye Kaçakçılar… Orman ve ağaç sevgisinin insanlarımıza kazandırılması ve aşılanması için yaşanmış bir hayat hikâyesidir. Kaçakçılar bir nevi orman hortumcularıdır… Ne yazık ki halen bu memleketin parazitleri olmaya devam etmektedirler, kaçakçılar. 

Okudukça çocukluğumu yeniden yaşadığım bu güzel Yörük Göçü Hikâyeleri arasından sıyrılıp çıkmak oldukça zor oldu. Öylesine akıcı ve çarpıcı noktalardan yaklaşılmış ki bu da uzun ve meşakkatli bir emeğin ürünü olduğunu göstermektedir. Kitap okuma alışkanlığının kazandırılması amaçlı olarak her yaştan okuyucu için oldukça cazip olduğu kanısındayım.

Yörük Göçü Hikâyeleri, kitabının üreticisinin kalemine, diline sağlık. Kutluyorum geleceğin Yörük Kocası’nı.

Fil Ahmet’in şiirinden iki dörtlüğe yükleyelim Yörüklerin göçünü, görelim kimlerden sorar Bahşiş kızını Ozan Fil Ahmet?

     Yansın kavrulsun da Anamur çalı,

    Savrulsun göklere külü dumanı,

    Adını sevdiğim de Kervan alanı,

    Gök öncekli Bahşiş kızı geçti mi? 

    Nehiridir kara gözlüm nehiri,

    Elinden içeydim bir tas zehiri,

    Ey sevdiğim Ermenek’in nehiri,

    Keben’inden Yörük kızı geçti mi?

***

Yörük Hikayeleri






Duran Yılmaz (1942 - 1995) 

Doğum Tarihi:1943-1995 Doğum Yeri:Türkiye, Serik - Antalya Özgeçmişi İlk öyküleri Yeni Dergi'de yayımlandı. Yerel değerlere sahip çıkma ve onları yansıtma kaygısı öykülerinde de yer aldı. Yörüklerin, göçerlerin yaşam kültürünü yansıttı eserlerinde. Ölümünden sonra ardında yayıma hazır öykü dosyaları bıraktı. Yazar ayrıca 1975 yılı Sabahattin Ali Hikâye Yarışmasında Kışlak adlı hikâyesiyle Birincilik Ödülü almıştır. Yararlanılan kaynak: Adam Öykü dergisi, Sayı 5  

Yazar. Öğretmenlik yapmıştır. Yeni Adımlar ve Yeni dergi gibi dergilerde yazı. Antalya yöresinden izlenimler ve Yörükler’in yaşam koşullarını konu alan öyküleri ile dikkati çekti. 

Yeni Adımlar dergisinin açtığı Sabahattin Ali Hikaye Yarışmalarında Yurt Yeri (1974) ve Kışlak (1975) ile dereceler kazandı. 12.Antalya Festivali kapsamındaki Öykü Yarışmasında Başaklar Olgunlaşırken ile övgüye değer görüldü. Bu öykü Antalya Belediyesince yayınlanan Türkiye’den Hikayeler derlemesinde yer aldı.                                

İlk öyküleri Yeni Dergi'de yayımlandı. Yerel değerlere sahip çıkma ve onları yansıtma kaygısı öykülerinde de yer aldı. Yörüklerin, göçerlerin yaşam kültürünü yansıttı eserlerinde. Ölümünden sonra ardında yayıma hazır öykü dosyaları bıraktı. Yazar ayrıca 1975 yılı Sabahattin Ali Hikâye Yarışmasında Kışlak adlı hikâyesiyle Birincilik Ödülü almıştır.

İlk öyküsünü Memet Fuat yönetimindeki Yeni Dergi'de yayınlayan Duran Yılmaz, Torosların göçebe yaşam ve kültüründen izler getiren Yörük Hikayeleri kitabından sonra, bu kez Kadın Korkusu'yla çıkıyor okur karşısına. Hızlı kentleşmenin peşi sıra getirdiği toplumsal, kültürel, ruhsal sorunları, hızlı bir değişim içinde insanın ve değerlerinin çarçur oluşunu yalın bir anlatımla sergileyen Yılmaz, taşra duyarlığına büyük kent bunalımlarının acı veren sızıntısını duyumsatıyor Kadın Korkusu'nda.

Etiketler: duran  HYPERLINK "http://yorukduran.blogspot.com/search/label/duran%20yilmaz"yilmaz


***

Şu Bizim Yörükler


Dr. Davut Yelin 

KARAHAN KİTABEVİ 

Yörük kelimesinin aslı YÜRÜK olup, yürümek fiilinden gelmektedir. Yürüyen anlamındadır.Yaşam biçimleri ile evleri ve yurtları sabit olamadığı için diğer bir deyişle, Konar-göçer de denilebilir. Ancak, konar-göçer kelimesi, sadece Türk asıllı toplulukları değil, etnik kökeni,ülkesi, coğrafyası, hatta tiyneti farklı bir çok topluluğu kapsamaktadır. Yörük kelimesi de evrensel olmakla birlikte, Türkçesi, Türk topluluklarını ve Türkmen kelimesini çağrıştırmaktadır.

Türkmen kelimesi ise Türk?e benzeyen anlamındadır. Türkçe dilbilgisindeki “men”eki, bulunduğu kelimenin önüne eklendiğinde, O na bir belirleme sıfatı eklemektedir. Örneğin,küçük, küçümen , koca kocaman, deli delişmen gibi. Türk Türkmen de aynı ekleme ile oluşmuştur. Her ne kadar, Türkmen kelimesinin, Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden sonra Türk-i –iman, yani iman etmiş Türk anlamına geldiği de iddia ediliyor ise ; Türkmen kelimesinin kullanımı islamiyetten önceye dayanmaktadır. Kürt, Ermeni,Fars, Arap ve Rum gibi diğer milletlerden Türklüğü kabul edenlere ise Türkoman deniliyordu. Türkmen kelimesi, sadece Oğuz Türkleri için değil, bütün Türkler için kullanılabilir. İslamiyetten önce Karluklar, Uygurlar ve Oğuzların baskısı yüzünden Göktürk terimini kullanamıyorlardı. Türk?e benzeyen anlamında Türkmen i kullanabilmişlerdir. Kaşgarlı Mahmud ise Oğuzlarla birlikte Halaçlar ve Karluk-lar içinde Türkmen demiştir. Ancak, Türklerin islamiyeti kabülünden sonra Türkçeden başka tüccarlık amacıyla Arapca ve Farsca da konuşabilen Türk zümrelerine de Türk-i-iman, Türkmen denilmiştir.

Burhan Oğuz (1976) „un açıklamalarına göre : Uygurca Oyrot dili ve Çağataycada, ileri hareket etmek veya adım “ man “, Yakutçada “man-ıy” , Kaşgarlı da “manıg”, Kutadgu Bilik de götürmek “manıt”, Oyrot dilinde dört nala gitmek “manta” kelimeleri ile ifade ediliyor. Bu kelimelerin eklenmesiyle, Türkmen kelimesinin, yürüyen Türk anlamında olacağı ortaya çıkıyor.

Bu iki kelime aynı anlamda olduğu halde, Anadoluda kullanıldıkları yerlerde farklılık vardır. Anadoluyu kuzey-güney ekseninde ikiye bölen Kızılırmak yayının doğusunda Türkmen olarak kullanılmıştır. Bozulus Türkmenleri, Yeni-il, Dülkadirli, Halep Türkmenleri gibi. Batı da ise Atçeken yörükleri, Menteşe, Kütahya, Aydın, Ankara, Saruhan, Söğüt yörükleri gibi. Bu durum, doğuda başka milletler de çok fazla sayıda bulunduğu için o milletlerin içinde Türklerin varlığını da vurgulamak için Türkmen denilmektedir. Orta ve batı Anadoluda ise zaten nüfusun ezici çoğunluğu Türk olduğu için Türk yerine,kalabalık aşiretlerin isimleri, yörük olarak zikredilmiştir.

Yakın zamana kadar uygulamada, yörük ve Türkmen kelimelerini bir ara da söylemek, çoğu kez zor olmuştur. Aynı Oğuz Türkü olup, farklı boylardan olan bir çok aşiret, oymak veya kabile yörüklüğü kabul etmemiş, Türkmenliklerini veya Türk olduklarını ön plana çıkarmışlardır. Mesela, bir Avşara “yörükmüsün” diye sorsan, hayır Avşarım, Türküm der. Bir Cerit?e yörükmüsün, Türkmenmi, hatta Avşarmısın diye sorsanız, cevabı hayır Türküm ve Cerit?im olur. hangi Oğuz boyundansın dersek : bu kez Türkmenim der ama Avşar boyun- dan olduğunu bilemiyebilir.

***

OKUMA SEVDASI – Bir yörük çocuğunun anıları - Ali Varol

1950 – 1960 yılları arasında yurdumuzda önemli değişim ve yenilikler oldu. Ahmetler köyünün yolu, elektriği, suyu yoktu ama ilk kez bir radyo getirildi, bir okul yapıldı. Okula giden, radyo dinleyen insanların konuşmaları, anlayışları, davranışları değişti. Köyden dışarı gidenler çoğaldı. Kentlere göç başladı. Durumu iyi olan aileler çocuklarını yüksek okullara gönderdiler. Bu romanımızda okula gitmek isteyip de gidemeyen yoksul bir aile çocuğunun okuyabilmek için gösterdiği inanılmaz çabalar anlatılır. Onun okuma sevdasına tanık oluruz.  





****************








    
       


Bozahmetli Yörük Aşireti, Anadolu Selçukluları döneminde Orta Asya'dan gelerek Toroslara yerleşen Oğuz boylarından olup, Antalya-Konya bölgesinde göçebe, yarı göçebe ve yerleşik olarak yaşarlar. Aşiret üyelerinin sayıları net olarak belirlenememiş ise de yirmi bin civarında oldukları düşünülmektedir.
Yaptığımız araştırmalarda, aşiretin ileri gelenleri ve yaşlıları ile yaptığımız görüşmelerde, Bozahmetli Yörük Aşireti'nin Oğuz Türklerinin Yıva Boyu'ndan olduklarını öğrenmiş bulunmaktayız. Türkay'a göre (1979: 252) Bozahmedli Aşireti Yörükan taifesinden olup, Haymenişin'dir, yani çadırda yaşayan zümredendir. Arşiv kayıtlarında Bozahmedli yahut Bozaahmedlü olarak geçen bu aşiret, Manavgat (Düşenbe) kazası, Alaiye Sancağı'na bağlıdır.
Yapmış olduğumuz bu saha araştırmasında, kaybolmaya yüz tutmuş olan Yörük kültürüne küçük bir katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu çerçevede mülakat ve katılımlı gözlem tekniği kullanılarak yapılan bu araştırmada, Bozahmetli Yörük Aşireti sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan ele alınmıştır.
***


**************************
Zaman buldukça yeni eklemeler ve güncellemeler yapılacaktır.