Ahmetler Köyü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmetler Köyü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2021 Pazartesi

Gönüllerde Yaşayanlar: Pantır Emmi

Ahmetlerin "Yaşayan Tarih"ini kaybettik

11.01.2021 pazartesi günü Pantır Emmi (Mustafa Koç) aramızdan ayrıldı. Emmiye Allahtan rahmet, hepimize baş sağlığı diliyorum.

Büyük küçük herkesin sevip saydığı, köyümüzün ileri gelenlerinden Pantır Emmi'nin ölümü hepimizi çok üzdü. Çocuklarına, yakınlarına sabırlar dilerim.

Emmi köyde çok sohbet ettiğim, anlaşabildiğim kişilerden biriydi. Gönül kırmaktan kaçınır, gönül almasını iyi bilirdi. Hoş sohbetine doyamadığım için son ayrılışımda:

“Konuşmamız daha bitmedi. Kaldığımız yerden devam edelim.” demiştim. Olmadı. Nasip bu kadarmış. Onun tatlı sohbetine doyamayan bir ben değildim. Özgür Akbaş konuşmasını videoya almış. 

Pantır Emmi'yi izleyelim. >

Emminin tatlı, değerli sohbetlerinden bazılarını yazıya aktarmıştık. Onun köyüne, büyüklerine ne kadar önem veren değerli birisi olduğunu bu anlattıklarından da anlayabiliriz. Emminin toprağı bol olsun. Gönüllerimizde yaşıyor. Onun anlatımlarından bir örneği burada paylaşıyorum. Arkadaşımız Osman oğlu Mustafa Koç yazmış.:


Yörüklerin yaşamı

 

Mustafa Koç

 

Antalyalı Yörüklerin yaşamını ömrünün büyük bölümünü çobanlıkla geçirmiş Pantır Koç’la konuştuk. Pantır Koç’un kafa kâğıdında adı her ne kadar “Mustafa” olarak geçse de onu herkes “Pantır” olarak tanır. İsmini, benim de ait olduğum sülalenin bilinen en eski büyüğünden alan Pantır,  Toros Dağları’nda 60 yıldan fazla davar güdüp, çarık eskitmiş biri. Sürüyü, büyütüp yetiştirdiği oğlu Ali’ye emanet eden Pantır, birkaç yıl önce hac görevini de yerine getirip göçebe yaşama veda etti.

Antalyalı yörüklerin yaşamının, arada küçük farklılıklara rastlansa da hemen her bölgede aynı olduğunu söyleyebiliriz. Pantır Koç’la Yörük yaşamına ait tüm ayrıntıları konuştuk. Atalarının yaşamını merak eden genç nesillere olduğu kadar akademik çalışma yapan sosyolog ya da antropologlara da malzeme teşkil edebilecek bu ilginç serüvene sizlerin de katacağı şeyler olabilir...

 

Küçükten büyüğe keçiler

 

Yeni doğmuş keçi yavrusuna “körpe” denir. Körpe büyümeye başlayınca “oğlak” adını alır. Oğlağın daha büyüğüne “çebiç” denir. Çebicin erkeğine “seyis”, dişisine “yazmış” denir.

Keçiler üç yaşına geldiğinde doğurur. Üç yaşına geldiğinde doğurmayan keçiye “kısır yazmış” denir. Keçiye, yaşına göre “üçlü”, “dörtlü”, “beşli” adları verilir. İki yaşına geldiğinde teke adayı olarak ayrılan erkek çebice “öveç” ya da “öveç teke” denir. Annesi “cins” olan, kuvvetli olan, sürünün önünde giden çebiçler, teke olarak seçilir. Dört yaşından itibaren tekeye “kart teke” denir. Erkek çebiçler bir yaşına geldiğinde iğdiş edilir. Bir süre tekelik yapmış olan sonradan iğdiş edilen tekelere “azman” denir. İğdiş edilmiş erkek keçilere “erkeç” denir. Erkeçler de keçiler gibi “üçlü”, “dörtlü”, “beşli” olarak adlandırılır. Erkeçler, çok kuvvetli olmalarına rağmen uysaldırlar. Tekeler, çıtak ve dövüşken olur.

 

Bir kez daha keçiler

 

Geride kalan erkek çebice “oya” denir, “oya”lar iğdiş edilir. Çekilmediği sürece “oya” davar dağda yayılıp kalır; sürüyü unutur. Geride kalan dişi çebice “oya keçi” denir. “Oya keçi”ler, tembelliğiyle ünlüdür.

Boynuzsuz keçi ister erkek ister dişi olsun “gabış” diye adlandırılır. Boynuzlarından biri kırılmış, kırılan boynuzun dibi az uzamışsa, bu keçilere “tekboynuz” ya da “tabancalı” lakabı takılır. Boynundan küpe ya da “ingil” sarkan keçilere “küpeli” denir.

Keçiler renklerine göre “kara keçi”, “ger keçi”, “ak keçi”, “boz keçi”, “gök keçi”, “gök-ger” benzeri; alnındaki ya da burnundaki renklere göre “kara-sakar”, “ger-sakar”, “burnu çiçekli” gibi adlar alırlar. Alnı ve burnu beyaz, kulakları dik keçilere “sakar tiş” denir. Doğuştan küçük kulaklı keçilere rengine göre “kara çomu”, “mor çomu”, “ger çomu”, “gök çomu”, “kır çomu” gibi adlar verilir.

Hamile keçiler “kuzlayıcı”dır. Keçi ikiz doğurursa “çift kuzladı”, üç doğurursa “üç kuzladı” denir. Üç kuzlayan keçinin yavrularından ikisi genelde ölür.

On civarında doğum yapan keçilerin ömrü 15 yıl kadardır.

 

Etin iyisi

 

Yörükler açısından etin iyisi, etin yağlı olanıdır. Etli keçinin seçimi önemlidir: Keçinin kuyruğu kalın, boynunda yağ bezi varsa; beli kalınsa ve kemikleri de çıkmamışsa eti “iyi” demektir. Zayıf keçinin beli açık olur, el ile sıvazlandığında eğe kemikleri ele gelirse keçi zayıf, yağsızdır. Erkek ya da dişi keçinin eti üç yaşına kadar yumuşaktır.

Üç yaşını geçen keçilerin eti değişir. Erkek keçinin eti bu yaştan sonra lezzetli ne var ki sert olur. En sert et, “koca keçi” etidir.

Keçiyi keser kesmez, hemen yüzmek gerekir. Yüzme gecikirse et ımzıkır (ekşir, bozulur). Kızgın tekenin eti kokar, yenmez. Hamile keçinin etinin de yenilmesi uygun görülmez. Et, güneşe değil, gölgeye asılır. Pişirilecek et, suda yıkanmaz. Suda yıkanan etin tadı gider. Et gölgede asılı durduktan bir süre sonra suyunu çeker. Suyunu çekmiş et idealdir.

Yörüklerin tercih ettiği etlerden birincisi koyun-keçi yüreğidir. Eğe kemiklerinin dibinde bulunan etler; bel eti en lezzetli olanıdır. Arka but eti ön but etinden lezzetlidir. Ön but eti arka but etinden daha yumuşaktır.

 

Teke ya da koç katımı        

 

Ağustos ayından 10 Eylül’e kadar tekeler keçilerden ayrı tutulur. Güzün, yaylada, 10-20 Eylül tarihleri arasından itibaren üç ay, keçilerde “teke katımı”, koyunlarda “koç katımı” dönemidir. Tekeler ve keçiler arasındaki çiftleşmeye tekeler açısından “yüğürmek” keçiler açısından “yüğrülmek” ya da “kovulmak” denir. Bu dönem aynı zamanda tekeler arasında kıyasıya kavgaların yapıldığı dönemdir. Kavgayı kazanmak yüğürme hakkı kazanmak anlamına gelir. Kart teke sürünün hâkimidir. Üç ay boyunca kavga devam eder. İki tekenin bir olup kart tekeyi dövdüğü durumlarda bunun engellenmesi gelenek gereğidir.

Yayladan Ekim ayında dönülür. Sürü, yayla ve sehil arasında kalan dağlarda 40-50 gün tutulur. Bu süre içinde çoban ev ya da döllük yüzü görmez. 40-50 gün sonra döllüklere gelinir. Kışın çobanın, ailesinin ve sürünün konakladığı yere “döllük”, “yurt yeri” ya da “kışlak” denir. Döllüklerde, sürüler taştan yapılmış ağıllara katılır; kış aylarında sürünün yağmurdan etkilenmemesi için ağılların üzeri örtülür. Bu örtüye “tavla” denir. Üstü örtülü ağıla “yatak” denir. Çoban damda kalır. Aile fertleri köydeki eve gider gelir. Bazıları ise çobanla birlikte döllükte yaşar.   

 

Doğum ve eneme

 

Keçiler, Ocak ayından Mayıs’ın ortalarına kadar doğurur. Hamsin ayı (Ocak-Şubat-Mart ayları) keçilerin en çok yavruladığı zamandır. Oğlak ya da kuzular, doğduktan bir süre sonra enenir. Tek kulak enenmişse oğlak ya da kuzu “tek enli”, iki kulak enenmişse “çift enli” olarak tabir edilir.

 

‘Yazla’dan yaylaya

 

“Mart dokuzu” çıktıktan sonra “yazla”ya çıkılır; sürünün yatağı yenilenir. Yazlada bir buçuk ay kadar kalınıp, yaylaya göçülür. Yayla mevsimi Ekim ayına kadar devam eder.

Yaylaya, çoban yeterli ise, sürü ve oğlak sürüsü ayrı gider. Çoban tek ise ya da yetersizse birlikte gider.

 

Emişme:

 

Emişme doğumdan Ağustos ayının birine kadar devam eder. Ağustos’un birinci günü emişme biter.

 

Oğlak nasıl güdülür?

 

Oğlak, gece ağılda yatar, Şafakla birlikte yayılması için otlak yerlere götürülüp güdülür. Öğleyin saat 12.00 – 13.00 arası emişmesi için obaya getirilir. Keçiler sağıldıktan sonra oğlakların anneleriyle buluşmasına izin verilir.

 

Keçilerin sevdiği bitkiler

 

Keçiler pırnal, meşe, çitlembik gibi ağaçların yaprağını çok sever. Yaprağı tuzlu olduğu için keçilerin damak tadına en çok çitlembik hitap eder. Sarı çubuk yaprağı, meşe palamudu, (yaylada) çivirdik (domuz soğanı), tekesakalı, keçilerin damak tadına hitap eden diğer bitkilerdir. Keçi “kömürgen” denilen otu yerse yoğurdu bu ot gibi kokar.

 

Doğadan insana yiyecek içecekler

 

Yaylada odun, geven, tezek, gübre, şalba, vb.yakılır. “Norgus” (nergis / kardelen), “yağlık”, “çiriş”, “salep” yaylanın; “kuzu kulağı” sehilin ticari amaçla kazılıp satılan bitkileridir. Topuklu ve boğmaklı yayla çayları içecek olarak; ebegümeci, ısırgan, yaban turpu pişirilmek için; labada salata malzemesi olarak yörüklerin aşina olduğu bitkilerdir.  

 

Peynir nasıl yapılır?

 

Sağılan süt, süzekte (bezli ve telli süzekte) süzülür. Oğlak mayası, “satı mayası” ile karıştırılıp yeterli miktarda çiğ süte atılır. Oğlak mayasına “kursak” denir. Kursak, oğlak kursağından yapılan mayadır. Peynir olması için süt-maya karışımının üstü sıkıca örtülüp, tutması için bekletilmesi gerekir. Peynir tuttuktan sonra karıştırılıp keseye atılır; suyu süzülür. Akan su ateşte kaynatılır. Lor, kaynayan bu suyun üzerine çıkar. Kesedeki peynir, taze peynirdir. Salamura olarak yenilebilir ya da deriye katılıp, tulum peyniri elde edilir. Deri tulumu bir nevi buzhane olan obruklara bırakılır. 15-20-30-70-80 metre derinlikte obruklar vardır. Dipsiz adı verilen çok derin obruklar da vardır. Deri tulumu, Ekim ayında obruklardan çıkarılıp satılır.

Taze peynir kalıp olarak kesilir, tuzlanır, yufka arasına konur. Bu peynire “çoban peyniri” denir. Süt sırası kimde olursa olsun, çoban peynirini ayırmak zorundadır.

Lorun tulum peyniri ile karıştırılmış haline “katık” denir. Şekerle tatlandırılmış lor, son derece lezzetli bir yiyecektir.

 

Yoğurt, tereyağı, çökelek, lor…

 

Ağustos’tan itibaren süt koyulaşır, bu sütten peynir olmaz. Kazanda süt pişirilir, az miktarda yoğurt ezip içine dökülür; çoma (bir tür kepçe) ile karıştırarak üstü örtülen bu karışımdan yoğurt yapılır. Sütün üstü ikindi vakti örtülür, ertesi gün kuşluk (güneşin yükseldiği sabah) vakti örtü açılır. Süt bu süre içinde “uyur” ve yoğurda dönüşür. Tuluğa dökülen yoğurt bir hafta bekletilir. Bu süre içinde tuluk yoğurdun suyunu süzer. Bir hafta süresince üretilen yoğurt tuluğa dökülmeye devam edilir. Birkaç tuluk yoğurdun birikmesinden sonra, yoğurdu yayma vakti gelmiştir. Yayma tuluğu ayrıdır. Üç ağaç çatılarak “çatma” (“üç ayaklı”) kurulur. Çatmaya bağlanan yayma tuluğuna yoğurt dökülür. Yoğurda hafif su eklenir. Yayma tuluğundaki koyu ayran “yayacak”la yayılmaya başlanır. Yardımlaşarak yayma işi devam ettirilir. Yayılan ayranın yüzeyine tereyağı çıkmaya başlar. Yüzeyde biriken yağ ayrılır. Bir tuluk ayrandan iki kilo tereyağı elde edilir.

Kalan ayran atılmaz. Sacayağı ya da çatılmış taşlar üzerine konur, odun ateşiyle kaynatılır. Kaynatılan ayranın yüzeyinde bu kez keş (çökelek) birikir. Büyük bir ayran tuluğundan 15 kilo civarında keş çıkar.

 

Deli çökelek, uslu çökelek

 

İki tür çökelek vardır: “Deli çökelek”, “uslu çökelek”. Deli çökeleğin kabarık ayranı tez taşar; üretilen çökelek de kabarıktır. Uslu çökelek tulukta uslu durur, keseye konulup asılır, suyu süzülür; indirilen çökeleğin üzerine taş konarak suyu iyice süzülür. Bu işlemden sonra keş, deriye basılıp obruğa konulur. Keş lorla karıştırıldığında lezzetli bir karışım ortaya çıkar. Bu karışımın adı da “katık”tır. Katıktan yapılan dişli çörek çok lezzetlidir. Dişli çörek lorla da yapılabilir. Lorla yapılan dişli çöreğin daha da lezzetli olduğu söylenebilir. Lorla yapılan çöreğe soğan kıyılmaz, soğan çökelekle yapılan çöreğe kıyılır.

 

Bükme, bittik, bazlama

 

Taze uslu çökelekten çok iyi bükme yapılır. Bükme sabah kahvaltıları için bulunmaz bir yiyecektir. Bükme yapmak için yufka açılır. Yufkanın üstünde açıldığı dört bacaklı sehpaya senit, hamuru yufka haline getiren yuvarlak ve düzgün değneğe oklava denir. Yufkanın çok küçük açılmış haline “bittik”, kalın ve geniş yufkaya “bazlama” denir. Bükme yapmak için uslu çökelek içine soğan ve istenirse maydanoz kıyılır. Bu karışım büyükçe bittiklerin içine konur; ikiye katlanıp uçları bastırarak yapıştırılır. Odun ateşinde ve saç üzerinde döndürülerek pişirilen bükmeye tereyağı sürülür. Yörük çocukları yağlı bittiği de severler.

(Büyükler, yaramazlık yapan çocuklara avuçlarını açıp şamar işareti yaparak “yağlı bittiği yersin” (şamarı yersin) diye onları şakacıktan uyarırlar.)

 

Koyunlar ve kuzular

 

Koyun erken kuz(u)lar. Zemheride (kışın en ağır olduğu zamanda) doğurur. Boynuzlu koyun da vardır. Küçük boynuzlu koyuna “böcü boynuzlu” denir. Ak ya da kara boynuzlu koyunlar da vardır. Keçinin olduğu gibi koyunun da farklı renkleri vardır: Ak koyun, kara koyun, mor koyun…

Çomak boynuzlu, küçük kulaklı, boynuzsuz, sakar çomak, kara çomak, sarı çomak, ala çomak, vb.  koyunlar olabilir.

Temmuz’dan önce kuzu ayrılır. Bunun nedeni koyunun sütünün bu tarihlerden itibaren az olmasıdır. Süt Temmuz’dan itibaren “yepinti” olur. Yepinti koyu ve tatlıdır; bol su içirir. Yepintinin yoğurdu çok koyu olur. Yepintiden, keçi sütünden çıkandan çok (onun bir buçuk katı kadar) tereyağı çıkar. Koyun peyniri Antalyalı yörükler için soğuk bölge yiyeceğidir; sıcak bölgelerde ağır olur. Koyundan da keçiden olduğu gibi, peynir, tereyağı, lor, çökelek elde edilir.

 

Ağız sever misiniz?

 

Keçinin ilk kuzladığı andaki sütü, süt ve maya karışımı koyu bir sıvıdır. Bu karışıma “taş ağız” denir. Taş ağız, peynir mayası görevi görür.

Ağız’ın ikinci aşaması, sütten biraz daha koyudur; adına “turna ağız” denir; turna ağız son derece lezzetli bir yiyecektir. Turna ağızın paylaşımı, çocuklar arasında kavgaya neden olabilir. Hafif tuzlanmış ağızdan yapılan süte de “yepinti” denir. Pişirilmiş yepintinin tadına doyum olmaz.

 

Kırkma dönemi

 

Keçiler senede bir (Temmuz ayında), koyunlar iki kez (Mayıs ve Ağustos aylarında) kırkılır. Mayıs’ta kırkılan yüne “yaz yünü”, Ağustos’ta kırkılan yüne “güz yünü” denir. Yaz yününden, külah yapılır, çuval ya da “ala kilim” dokunur. Kilimler yün ipliğinden dokunur. Yün ipliğinden ayrıca kazak, aba, pantolon, yün külot, heybe, çanta, ala çuval, çadır, tozluk, çorap, kolan yapılır. Güz yününden keçe olur. Keçeden kepenek yapılır; kepenek su geçirmez. Keçe aynı zamanda sergi olarak kullanılır.

Keçi kılı eğrilerek kazıl ipliği, iki kazıl ipliği birleştirilip eğrilerek kazıl yapılır.  

Kazıldan çul, çuval, çadır, ip, heybe yapılır. Kıl ve yün, adına “kirman”, “kirmane”, “eğirtmeç”, “tenker” denilen eğirme aletleriyle eğirilir.

Kuzu Temmuz’da kırkılır. Kuzu yününden çok iyi kazak örülür. Poçu ve sarık da kuzu tüyünden yapılır.

 

Köpekler, ‘boz canavar’, ‘kara canavar’…

 

Sürü en az iki köpekle güdülür. Köpek tek olursa yılgın olur; sürüyü kurt kapar. Çift olursa sürüyü iyi sahiplenir. Köpekler yal, et ve kemikle beslenir. Sahibi yoksa köpekler sürüye tanımadığı kimseleri sokmaz. Köpek sahibine yakın durur. Kurda “boz canavar” denir. Kurt, çobanların ve hayvanlarının kâbusudur. Ekin ya da meyve yiyen yaban domuzuna “kara canavar” denir. Kurt, Antalya’nın bazı yaylalarında hâlâ varlığını sürdürmekte. Yaylalarda ayı da görülür. Ayının bir bölümü koyun-keçi yer. Bazı ayılar sürüyle beraber yayılır; yaralamadığınız sürece size saldırmaz. Yaralı ayı tehlikelidir. 

 

Bölüşüm

 

Herkes kendi keçisini-koyununu sağar. Sıra kimde ise sürü içindeki diğer mal sahibinin ya da sahiplerinin sütü “ödünç” verilir. Süt aynı hacimdeki helkelerle ölçülür. Helke doldurmayan süt, “saplı” denilen kaplarla ölçülür.

 

Örü, örütmek…

 

Geceleyin sürüyü yayıltma işine “örü” denir. Keçiler, gece karanlığında, kışın çıra ışığıyla fundalıklarda, yazın otun bol olduğu yerlerde otlatılır. Örütülecek mal, gece saat 24 civarında otlamaya götürülür. Gecenin 03.00’ü civarında sürü geri getirilir. Bir yörük kızını anne babası, sürüye baksın diye evlendirmemiş. Kız kocayınca öfkeye kapılıp, geceyarısı sürüyü otlatıp gelmiş. O tarihten beri bütün sürüler yaz kış örületilirmiş. Düzenli örüye götürülmüş  (“örütülmüş”) mal, “örütülmemiş” maldan daha sağlıklı, daha verimli (besili, eti sütü bol) olur. Yaz aylarında, keçiler gece yayılır, gündüz yatar.

 

Tuzlama ve sulama

 

Koyuna ve keçiye haftada bir ya da iki kez tuz verilir. Tuz verilen taşlara “tuz taşı” denir. (Tuz, şimdilerde teknede veriliyor.) Keçiye, hamilelikten itibaren üç ay tuz verilmez. Koyun-keçi her gün sulanır. Kış aylarında hiç değilse iki günde bir sulamak gerekir.

 

Eşme, ‘emişme’…

 

Güzün kar koyunu kovalar, Mart’tan sonra koyun karı kovalar. Koyunlar kuyruğuna göre de adlandırılır: Çatal kuyruklu, çandır kuyruklu, sırım kuyruklu, vb.

Koyun sağıldıktan sonra emişmeye hemen değil bir iki saat sonra bırakılır. Keçiler sağıldıktan sonra oğlak ünlenerek çağırılır. Oğlaklar ve kuzular emişmeye başladıktan sonra bir saat kadar eşmede anneleriyle birlikte tutulur. Bu sürenin bitiminde oğlak ya da kuzu sürüden seçilerek ayrılır. Ayrı sürüler olarak yayılmaya götürülürler.

Koyun ya da keçi sürüsünün dinlendiği yere “eşme” denir. Eşme obanın yanı başında ya da çok yakınındadır. Eşmede, taş duvarla çevrilmiş ağıl vardır. Koyun ya da keçi sağılmak için ağıla katılır. Sağılan mal ağılın dışına bırakılır. Koyunlar, sağmak için ayağı tutulduğunda idrarını bırakır. Süt, idrar bittikten sonra sağılır.

 

İngiliz külotu, kara çarık, pese, katran…

 

Çoban kara pantolon, İngiliz külotu, tozluk, yün çorap ve çarık (şimdilerde ayakkabı) giyer. Çarık önceleri sığır gönünden yapılırdı. Çarığa pese sürülür, sağlamlaştırılır. Pese sürülmüş çarığa “kara çarık” denir. Pese çamdan, çamın çıra kısmından yapılır. Çıra ucu yüzeyde görünecek şekilde toprağa gömülür. Çıra, görünen ucundan tutuşturulup yakılır. Çıra yandıkça siyah bir eriyik oluşur. Bu eriyik pesedir. Pesenin içinde su vardır; pese bu suyu topraktan almıştır. Pese gönlere (deri – kösele) sürüldüğü gibi, karın ağrısını geçirmek için göbeğe de sürülür. “Göbek düşmesi”ne iyi gelir. Pesenin kardeşi katrandır. Katran aynı şekilde katran çırasından elde edilir. Koyuna ve keçiye katran sürüldüğünde keneler ölür. Katran iyi bir kene ilacıdır. Katran göbeği, öksürük ilacıdır da. Çam sorgucu da öksürüğe iyi gelir.

 

Çam sakızı, kav-çakmak…

 

Çam gövdesindeki sorguç olmamış akıntıya “emzik” denir. Emzikten sakız yapılır.

Çam sakızı oldukça lezzetlidir. 

Meşe ağaçlarında kav olur. Çakmak taşları arasına kav konur, taşlar “çakmak” denilen çelikten bir aletle çakıldığında çıkan kıvılcım kavı yakar. Çobanlar ateşi bu şekilde yakarlar.

 

Yayla göçü, sehil göçü…

 

“Yayla göçü” ve “sehil göçü” olmak üzere iki göç vardır. Göç develer, eşekler ve atlarla yapılır. Göç esnasında hayvanlara yüklenen eşyalara “pırtı” denir. Kulplu çuvallar büyük olur ve develere yüklenir. Kulpsuz çuvallar eşeklere ve atlara yüklenir. Göç esnasında eşekler ya da atlar önden, develer çoğu kez onlara bağlı olarak arkadan gider. Göç esnasında atın biri boşta bırakılır. Yörük bu ata biner, önden gider. Kadın arkadan deve çekerek kocasını takip eder. Yörük ağası bazen deveyi kendi çekip, eşini ata bindirerek dinlendirir. Göç yayladan sehile yapılıyorsa buna “sehil göçü” denir. 

 

Develer…

 

Dişi develere “kayalık” denir. Yaşlanan kayalığa “koca deve” denir. Erkek devenin iğdiş edilmişine “hadım”, iğdiş edilmemişine “lök” denir. Develer üç yaşına geldiğinde çiftleşir, 9 - 10 ay sonra yavrular. Yeni doğmuş deve yavrusuna “köşek” denir. Köşekler bir yaşını geçince “dorum” adını alır. Dorumun büyüğüne dişiyse “kayalık”, erkekse “kirinci” denir. Devenin ayağı çatal; ayak tabanı kalın ve elastikidir; çivi batmaz.

Ahmetler Yörüklerinin göçü üç günde biter. Yaylaya çıkarken beş yerde konaklayıp dinlenirler.

 

Obalar, kara çadır, toprak dam, ören…

 

Yaylada kara çadır ya da toprak damda yaşanır. Toprak dam gibi kara çadır da su geçirmez. Yaşanılan yere oba denir. Oba içinde çadır kurulması için taş ile çevrilmiş yerlere “ören” adı verilir. Yaylada su kardan elde edilir. Kar büyük kalıplar halinde kesilir. Kesilen kar, bir taşın üstüne konur; ucuna musluk görevi gören bir küçük kar parçası takılır. “Musluk”tan şırıldayan su bakraçları doldurur. Kar, yoğurtla ve pekmezle (ya da şekerle) karıştırılarak “kar aşı” / “karlama” yapılır.

 

Çocuk oyunları, çıngırak, şeytan puhusu…

 

Yörük çocuklarının oynadıkları oyunlar arasında “çift taş”, “beş taş” “dokuz taş”, “on iki taş” gibi taş oyunları; “körebe”, “ıstı taşı”, “sekme”, “alakesti”, “birdirbir”, “uzun eşek”, “çelik çomak” gibi oyunlar bulunuyor. Çıngırağa binmek en keyiflisi. Soyulmuş çam torusunun kalın ucuna yakın yerden delik açılır. Deliğin içine geçirileceği bir ucu olan mertek toprağa çakılır. Çıngırağın kalın ucuna birkaç kişi biner, ince ve uzun olan uca tek kişi biner. Çıngırağın deliğine iyi ses çıkarması için “şeytan puhusu” konur. Şeytan puhusu balona benzeyen bir çiçeğin içinde bulunan siyah toza denir. Bu toz çıngırağın yüksek sesle cayırdamasını sağlar.

 

Geyikler ve keklikler

 

Toros Dağları’nda iki çeşit geyik vardır. “Çubuk boynuzlu”, “koç boynuzlu”. Geyiklerin ayağı adeta tutkallıdır. Kayalarda dolaşırken korkmadan yürüyüp koşabilirler. Geyikler Kasım ayında “koğulur”, Mart’ta kuzlarlar. Biri dişi diğeri erkek olmak üzere daima çift doğururlar. On geyikten ancak biri tek doğurur.

Keklikler Mart’ta çiftleşir. Otuz gün içinde yavrularlar. Bir keklik 15 yavru çıkarır. Dişi keklik erkek kekliğe yuvasını göstermez. Erkek keklik, dişinin yuvasını görürse, dişi yavru yapmaz. Erkek keklik yumurtaları kırar, yavru çıksın istemez. Yavrulamadan sonra keklikler birbirlerini bulur…

 

Kavurmanın iyisi

 

Pantır Koç’tan kavurma tarifi:

İç yağı kıyılıp tencerede kavrulur. İçyağının kıkırdağa dönüşen kısımları ayıklanıp atılır. Sıvılaşan yağ ayrılıp bir kenara konur. Kavurmalık et tencereye konur. Kısık ateşte pişirilen et suyunu salınca ayrılan yağ ete dökülür. Et suyunu iyice çektiğinde yağ altın rengine dönüşür, durulaşır. Kavurmanın yumuşak ve lezzetli olmasının sırrı bu anla ilgili. Kavurma yakılırsa sert olur, lezzeti iyi olmaz. Yağın altın rengine dönüşüp durulaştığı anı iyi gözlemek ve gerekli miktarda tuz atıp karıştırdıktan sonra tencerenin altını söndürmek gerekir. Kavurma demlenmek için bir süre bekletildikten sonra servis edilir.

En iyi kavurma oğlak ya da kuzu etinden olur. 

...

Gönüllerimizde yaşayan diğerlerini de gör. >

8 Eylül 2018 Cumartesi

Ahmetler Köyü'nü Tanıyor Muyuz?

Ahmetler Köyü - ketirden görünüşü


Ahmetler Yaylası - Aldürbe'de koyunlar


Akdağ'daki obalarda her evin önünde böyle birer çeşme (!) vardır.

Ahmetler'i tanıtan bu yazı ilk kez  Manavgatlı Arıcı blogsitesinde yayınlanmıştı.
Ahmetler’de doğup büyüyenler, Ahmetler’de yaşayanlar Ahmetler Köyünü ve çevresini tanır. Ama Ahmetler’den çıkıp yurdun dört bir yanına, hatta dünyanın dört bir yanına dağılmış Ahmetler kökenli kardeşlerimizin, gençlerimizin çocukları Ahmetler’i tanıyor mu? Ahmetler dışında bizi tanıyan arkadaşlarımıza köyümüzü tanıtmak istesek nelerden söz etmek gerekirdi? Nereleri görmesini isterdik? Neleri bilmesinin isterdik? Bu gün Ahmetler deyince ne gelir aklımıza? Dünden kalan ne var aklımızda, anılarımızda Ahmetler ile ilgili? Ahmetler ile ilgili yakın geçmişte gözlemlerini yazan ilk yabancı ünlü mağaracı Franz Lindenmayr’ın gözlemleri, düşünceleri nelerdir? Ahmetler.Net sitesinde Ahmetler ile ilgili bir hayli yazı ve resim yayınlandı ve köyümüz tanıtıldı. Ben burada köyümüzün görülmeye değer yerlerini resimlerle destekleyerek anlatmaya çalışacağım. Eksiklerimiz, kusurlarımız olursa affola. Uyarılarınız olursa eksilerimizi tamamlar; yanlışlarımızı düzeltiriz.Manavgat - Akseki yolundan Akseki’ye doğru giderken Taşkesiği köyünden yukarıda tepeye çıkalım. Yol tepenin kuzey yanından geçerken karşıya Gülen dağından tarafa bir bakalım. Karşı yamaçta uzanıp giden beyaz bir çizgi halinde bir yol vardır. Yolun yukarısında da tek – tük evler görünür. Orası Ahmetler’dir işte.



Balıkladan karşıya dikkatlice bakınca ince beyaz bir çizgi gibi uzanıp giden Ahmetler yolunun sağ tarafındakayaların makilerin arasında uçurumlarla oluşmuş köşeli S şeklinde bir çöküntü görünür. Bu çöküntü Kapuz çayının yatağını yani Kapuz Kanyonu'nu oluşturur. Kapuz kanyonu,çok dik uçurumlardan oluşmuştur. Uçurumların yüksekliği bazı yerlerde 300 m. yi bulur ve duvar gibi dik iner. Irmak yatağında yazları sular azalır.; hatta kurur. Buna rağmen ırmak yatağından geçmek ekipmansı imkansızdır. Bu özelliği Kapuz Kanyonu'nun çekiciliğini artırmakta ve bazı turizm şirketleri burada yürüyüş ve tırmanma turları düzenlemektedir.

Foto: Franz Lindenmayr

Yolumuza devam edip Akyol denilen yere gelince kuzeybatıya bir yol sapar. O yol sizi Ahmetlere götürecektir.

.




KÖPRÜ AYAĞI


Akyoldan kuzeye sapıp Ahmetler yoluna giriyoruz. Aşağı ırmağa inince bizi beton köprü ve kapuz çayı karşılar. Köprünün az yukarısında Kapuz kanyonu başlar. Buraya köprü ayağı denir. Köprü ayağı çocukların yüzme öğrendiği, ulu çınar ağaçlarının gölgelediği bir dinlenme, eğlenme ve piknik yeridir. Eskiden Ahmetlerli çocukların yüzmeye geldiği, balık tuttuğu, balıkları közde kebap yaptığı çok ziyaret edilen bir yerdi. Köprü ayağı denmesinin nedeni, aşağıdaki beton köprü daha yokken kış mevsiminde ırmak taşınca köprü, buradaki doğal kayaların üzerine kurulurdu. Yani köprünün ayakları orada hazırdı. Bu kayalar üzerine yeteri kadar uzun olan iki ya da üç çam ağacı uzatılır, ağaçların üzerine de yassı taşlar döşenerek köprü tamamlanırdı. Bu taşlar üzerinden insanlar, keçiler, koyunlar bir cambaz gibi aşağıdaki köpüklü sulara bakarak geçerdi. Büyükbaş hayvanlar ırmaktan suyun içinden geçmek zorundaydı. Sular çok taşkın olunca geçemezler suların çekilmesini beklerlerdi. Ve bu köprüleri arda bir büyük taşkınlar alır gider, köprü daha eskimeden yenilenmesi gerekirdi.


Köprü ayağının 100 m. aşağısında Ahmetler köprüsü bulunur.


Ahmetler köprüsünün yukarıdan çekilmiş resmi.


Ahmetler köprüsünden yukarı doğru yürüyünce Koramşa çeşmesini (aşağı çeşme) görürürz. Bu çeşmenin ve yukarıdaki çeşmelerin suyu yol boyunca demir borularla köy deresinin İnaltı bölümünden getirilmektedir. Bu çeşmeninetrfında bağlar, zeytin bahçeleri bulunmaktadır. Yaz aylarında bu bağ ve bahçeler bu çeşmelerin suyu ile sulanmaktadır.

Çeşme yakınındaki bağlardan biri. Bu bağlarda genellikle erken çıkan üzüm cinsleri yetiştirilmektedir.

.............................................................

KORAMŞA (HÜRREMŞAH)


Koramşa (Hurremşah) kış aylarında kuzey rüzgârlarına karşı korunaklı bir bölgedir. Bu özelliğinden dolayı burası eskiden beri hayvancılık yapan köylülerin "kışlak" yeri olmuştur. Bu gün de buradabeş tane "oba yeri" vardır. Bir oba yerinde insanların kalacağı bir ev, hayvanların barındığı damlar ve yemlikler bulunmaktadır. Kışı burada geçiren davarcılarımız ve arıcılarımız yazları yaylaya göçmektedirler.


Koramşadaki döllüklerden biri. (İbrahim Kara'nın döllüğü) Solda insanların kaldığı ev. Sağda davarların kaldığı kapalı dam. Önde davarların beslendiği yemlikler.


Ayrıca köyümüzdeki arıcılık yapan arıcılarımız da arılarını çoğunlukla bu bölgede kışlatmaktadırlar. Burada bulunan yukarı çeşme bu hayvanların ve insanların su ihtiyacını karşılamaktadır.

Döllük sahibi hayvancılıkla uğraşan ve bağ bahçe sahibi köylülerimiz buraya kışlık ev yapmaktadırlar. Su ihtiyaçları yol boyunca demir borularla köy civarından getirilmiştir. Evlere elektrik alma konusu da gündemdedir. Döllüklerin az yukarısında mermer – taş ocağı da açılmış ama sonradan bırakılmıştır. Taş ocağını geçince Cipcikli denilen yere geliriz. Burada bir çeşme ve dinlenme yeri vardır. Çeşmeniz az yukarısında yol kenarında köylülerin pekmezde kullandıkları ak toprak ocağını da görmek mümkün.

........................................................

AKYALI -

Ahmetler yolu üzerindeki Akyalı'nın kuşbakışı görünüşü

Cipcikli çeşmesinin 100 m. ilerisinde Akyalı bulunur. Akyalıda yol büyük kaya kütleleri tünel gibi oyularak geçirilmiş. Yolun yukarısı uçurum, aşağısı uçurum. Hem de duvar gibi dik. Aynı dik uçurum karşıda da olunca burası dik bir kanyon oluşturuyor. Buradan geçen yabancılardan bazıları geçerken korktuklarını söylerler. Buranın başka bir özelliği de yaz sıcaklarında buradan gece de gündüz de serin bir yel eser, insanı serinletir. Uçurumun aşağısı köyden gelen derenin devamıdır. Yazın kurur.


Akyalı'nın aşağıdan görünümü


Akyalı'nın yukarıdan görünümü. Ahmetler deresinin İnaltı ve Akyalı bölümünde kayalıklar çok dik yükselmekte ve bir kanyon oluşturmaktadır. Ahmetler Kanyonu'nun bu dik bölümlerinde uçurumlarda birçok in ve mağara bulunmaktadır.


Akyalı. Yaz aylarında buradan yaya olarak geçerseniz burada mutlaka soluklanmalısınız. Devamlı ya aşağıdan ya yukarıdan ese meltem yeli ile serinlemelisiniz.


Akyalının batı karşısında Delik Kaya Başı bulunur. Bu iki büyük kaya kütlesi yukarıdan aşağıya duvar gibi dik iner. Yüksekliği 100 - 200 m. arasında değişir. Kanyonun Delik Kaya Başı yakasında uçurumların üzerinde irili ufaklı birçok mağara ve in bulunur. Bu inlerin ayakla gelinen bazılarında eskiden kışları yağmurlarda davar sürüleri barınırdı. Ayakla gelinemeyen inlerde ise kartallar yuva yapardı. Eskiden buralarda çok kartal vardı. “En kaliteli düdük (flüt) kartal ayağından yapılır “ diye söylenirdi. Kartal teleklerinden de divit yapılır mürekkeple yazı yazılırdı. Kartallar, kurtların, çakalların yediği davarların geri kalan leşlerini temizlerdi, Bazen yeni doğmuş emlikleri (taze oğlak, kuzu) de alıp havalanırlardı. Onun için çobanlar kuzlacı keçileri, koyunları kartallara karşı da kollamak zorundaydı.


Foto: Vikipedi

Benim çocukluğumda Delik Kaya Başı'nın, İnaltı'nın insan ayağı varmayan, insan eli değmeyen inlerinde bu kartalların çok yuvası olurdu.


İnaltı'ndan Koyakaltı'nın ve Aşağıköy gediğinin görünüşü


Ahmetler Kanyonunun İnaltı bölümünde kayalardan oyularak yapılmış dar yollar.


Akyalıdan yukarı dere boyu bazen vadi, bazen kanyon şeklinde köy hizasına kadar gelir. Kanyonlarda gene inler mağaralar yani eski kartal yuvaları sıralanmıştır Bunlardan Taşharman’daki çeşmeyi geçince inatlına girerken yolun üstünde görünen Delikli İn’ in üç kapısı vardır. Bu inde de eskiden kışları çebiç sürüleri barınırdı.


İnaltını geçince dik uçurumlardan oluşan kanyonlar biter ve köy hizasında bağlı bahçeli bir vadi başlar.

Dere boyu yazın dere suyundan sulanan sebze ve meyve bahçelerini geçip orman yolundan ayrılıp köy yoluna sapalım. Köy yol sapağının hemen aşağısında Köyöğön köprüsü ve köprünün az aşağısında Gannıgöbet (Kanlı gölet) bulunur. Köyümüzün yüzme öğrenen ilk çocukları yüzmeyi Gannıgöbette öğrenmişti.


Gannıgöbet (Kanlı Gölet) gibi birçok gölet vardır Ahmetler deresinde Eskiden köyümüzde kaynak suları yok iken köylülerimiz içme ve kullanma suyunu ya sırtlarında ya da merkeplerle buradan taşırlardı. Şimdi ise bu sular dere boyundaki bahçeleri sulamakta kullanılıyor.

......................................................................

KÖYDEN GÖRÜNTÜLER

Ahmetler Köyü ve çevresinin kuş bakışı görünüşü



Köy meydanına geldik. Köy meydanındaki en yaşlı canlı ve en eski yapı : Yaşlı zeytin ağacı ve taşyapı köy çeşmesi. (Bu resim 05.04.2011 tarihinde yayınlandı. Çeşmenin yanındaki asırlık Zeytin Ağacı yok artık.)

Ahmetler Köyü İlkokulu


9 Mart 2011. Ahmetlerde kar yağdı.

Atalarımız ne demiş,
"Mart dokuzu,

Alır gider kart öküzü."

Demek ki var bir bildikleri. Mart ayı kıştan çıkıp bahara geçiş dönemi olduğundan ne ile karşılaşacağımız pek belli olmuyor. Yine atalarımız

"Mart kapıdan baktırır,
Kazma kürek yaktırır.

Demişler. Dedikleri çıkıyor.


Bu görüntüleri her zaman bulamayız. 9 Mart 2011 tarihinde köy camiinin ve köy içinin görüntüsü böyleydi


Köy içindeki eski yapılardan biri daha: Ketirbaş Çeşmesi


Özgün mimarisiyle bir Ahmetler evi. Ahmetlerde evler iki katlıdır. Köylüler hayvancılıkla uğraştığı için alt kat ahır ve samanlık olarak kullanılmaktadır. Üst kat konuttur. Pencereler kış soğuklarına karşı korunaklı olması için küçük yapılmıştır. Her evin önünde (güney cephesinde) mutlaka bir çardak (büyükçe bir balkon) bulunmaktadır. Konut kısmına bazı evlerde ahırdan, bazı evlarde dışarıdan yani çardaktan girilir.


Ahmetlerde önceden yapılmış evler hatıl ve düğmelerle desteklenmiş taş duvarla yapılmıştır. Evlerin içerideki duvarları samanla karıştırlmış çamur harçla sıvanır. Bazı dış duvarları kireç ve kumdan oluşan harçlarla sıvanmıştır. Resimdeki görülen ev duvarında yatay olarak uzatılmış ağaç dilmelerine hatı denir. Duvarı iç yüzündeki hatıllarla dışarıdaki hatılları birbirine bağlayan ağaçlara da düğme denir. Hatıl ve düğmeler birbirine kertiklerle veçivilerle sağlamlaştırılr.

Ahmetler'de aşağı yukarı her evin önünde sebze ekecek bir bahçesi vardır. Köylüler evleride kullanacakları fasulye, domates, patlıcan biber, bamya, marul, maydonoz, tere, soğan, sarmısak gibi sebzeleri bu bahçelerinde yetiştirirler. Bahçelerde büyük küçük herkese iş vardır. Torunum Ömer Ali de iş başında.


Bu pembe ve dilimli görünüşlü domates köylülerimiz tarafında kendi aldıklerı tohumlardan yetiştirilmektedir. Çok sulu ve ince kabukludur. Taşımaya ve depolamaya pek gelmez ama yemeği ve salatası çok lezzetlidir.


Köyümüz bahçelerinde elme, armut, kiraz, vişne, badem, ceviz, nar, şeftali, erik, incir, üzüm, amme (Trabzon hurması), gibi her çeşit meyve de yetişmektedir. Resimde okul bahçesindeki badem ağaçlarından çağla toplayan çocuklar görülmektedir.

Burası İnbaşı. Ahmetler Mağarasının girildiği yer burada. Bu ağaca Kocaardıç deriz. Yüzlerce yaş yaşamış olmalı. Kim bilir nelere tanıklık etti? Şimdi de bir düğün yemeğine tanıklık ediyor. (Bu resim 05.04.2011 tarihinde yayınlanmış. Bu Kocaardıç yok artık.)



.................................................................................
AHMETLER MAĞARASI (İN)

Küçük fotoğraflar ünlü mağaracı Franz Lindenmayr'dan alıntı

Burası inin yani Ahmetler mağarasının girişi. Bu giriş kısmı yazları çok serin olur. Aşağıda mağaraiçinde yalaklarda birikmiş buz gibi soğuk su da bulunur. Yazın sıcak günlerinde yakın evlerin kadınları ekmeklerini onun için burada eylerlerdi herhalde.



Resimde geleneksel aydınlatma aracı ile mağarayı gezen bir mağara meraklısı görülmektedir. Bu geleneksel aydınlatma arcı yerini artık cep fenerlerine ya da ışıldaklara bırakmaktadır.



Mağara içinde yüzyıllar boyunca oluşan sarkıt ve dikitler harika görüntüler oluşturmakta.




İn başında, in, yani Ahmetler mağarası bulunur. Mağara hakkındaki mağaracı Franz Lindenmayr’ın görüşleri şöyle: “Mağara oldukça geniş ve her taraf damlamalar sonucu oluşan sarkıt ve dikitlerle doluydu. Etraftaki kalıntılardan döküntülerden anlaşılıyordu ki sarkıt ve dikitlerin taşınabilen kısımları kırılıp götürülmüş. Bir de başınızı kaldırıp yukarı bakarsanız sağa sola uçuşan çok sayıda yarasayı görebilirsiniz.”


Burası da Ahmetler mağarasının çıkışı (!)

.......................................................................................

AHMETLER  KANYONU
Ahmetler kanyonuna yöresel ağızda kapuz denmektedir. Kanyon Karpuz Çayı üzerinde bulunmaktadır.Ahmetler ve Güçlüköy, Gençler köyleri sınırındadır. Kanyon 3.5 km. uzunluğundadır ve yüksekliği 400 m. yi bulan dik kayalıklardan oluşmaktadır. Çoğu yerinde dağ keçileri ve sincaplardan başka canlı gezemez. Kanyon tabanında kışın sular taşar yazın ise yok denecek kadar azalır. Kanyonun alt kısımlarında turistik kano gezileri yapılmaktadır. Yukarı kısımlarında ise tırmanma ve yürüyüş gezileri yapılıyor
Kanyon girişinde eskiden kullanılmış un değirmenleri yıkıntıları da görülmektedir.Dik kayalıkların rahat görülebildiği yerlerden biri de Gözetbaşı'dır. Gözetbaşı aşağısında Çevlik tabanında akarsuya ulaşılabilmektedir.
Ahmetler Kanyonunun uzaydan görünüşü. Kırmızı çizgi Kanyonun başlama ve bitme uçlarını göstermektedir.


Kanyonun girişindeki değirmen yerleri

Kanyonun alt ucundaki turistik işletmenin levhası.
GÖZET ALTI - ÇEVLİK
Çevlik, hertarafı çevrili yer anlamındadır. Dar bir koridor gibi uzanıp giden Kapuz Kanyonu'nun bu bölümü, biraz genişlemiş; canlıların Kapuz Çayı'na inmesine geçit vermiştir. Her tarafı uçurumlarla çevrili olan bu geçidin bir girişi vardır; o da Gözetbaşı'nın altındadır.


Resimde görülen kayaya "Gözet Baş"ı denir. Buradan Taşharman bölgesi Kapuz Kanyonu'nun kayadan duvarları, ırmağın akan bazı yerleri kolayca görülmektedir. Bu kayanın altında Çevlik girişi (Çevlik Kapısı) bulunmaktadır.



Çevlik kapısının (gözet altı) yukarıdan görünüşü.

Kapuz Irmağı üzerindeki kanyonda bazı tur düzenleyicileri turları düzenlediler. Çevlik kanyonun tabanındaki akarsuya erişmek için bir kapı gibidir. Adından da anlaşılacağı üzere geniş bir alanın kenarları kayalarla, uçurumlarla çevrilmiş, bu alana girilebilecek bir kapı var. O da ortası delinmiş bir kayadan geçiyor. Eskiden Pantır Emmi davar sürüsünü kışın Çevlik’e sürer, kapısını da pekitir, köye evine çıkar gelirdi. Sonraları üç-beş davarı olanlar da güdemeyecekleri davarları Çevlik’e sürüverir, uzun süre bakmazdı. Bir sene adam görmeyen davarlar bazen yabanileşir, insan görünce kaçar, yakalamakta zorluk çekilirdi.


Çevlik kapısının aşağıdan görünüşü



Kapuz ırmağının Gözet Başı'ndan kuşbakışı görünüşü.


Bazı yıllar turizm şirketleri Çevlik ve Köprü ayağı arasında tırmanma ve yürüyüş turları düzenlemektedir. Tehlikeli ve zor yerler uygun ipler bağlanarak güvenlik içinde bu yüksek uçurumların arasından geçip gitmek çok keyifli ve heyecanlı olsa gerek.



Gözet Altında tarlalar vardı, eskiden ekilirdi. Görünen düz ve yeşil yer harman yeridir. Ötede görünen kayalıklarda dağ keçileri de yaşamaktadır



Kapuz Kanyonunun Fersin Köyünden yakasında bol sandal (Yabani Çilek, Kocaağaç) bitkisi vardır.Taşharman ya da Köy mezarlığına konan arılar Fersin yakaya uçup iyi bal getirmektedir.

Burada Çevlik girişinde yine arıların severek konduğu Erguvan (Gelincik) ve Gökdiken (Azgan Dikeni) bitkileri görülmektedir.

...................................................

HEBİLBEY KÖYÜ

"Sana derim sana Anavarza Kalesi Sana konup göçenlerin nicoldu" Dadaloğlu

Ahmetler Köyü’nün takriben 3 km batısında bir ören yeri var. Çocukluğumda gördüğüm yüksek duvarlar kaçak define arayıcıları tarafından yıkılmış. Ören yerinin girişinde kitabeler vardı. Eski roma yazısıyla taşlara oyulmuş yazılar vardı. Şimdi yerinde yeller esiyor. Kale batı tarafı uçurumlarla çevrilmiş olan dikdörtgen biçiminde bir tepe üzerine kurulmuş. Kalenin batı tarafı yüksek kayalıklarla çevrilmiş, diğer kenarları kalın surlarla. Bu hala kalıntıları olan kalın duvarlardan anlaşılmaktadır. Kalenin su ihyacı olasılıkla 5 km uzakta bulunan Çevlik denilen yerdeki suyun kanallarla şehre getirilmesiyle karşılanmıştır. Ancak bir kuşatma durumunda su kale içindeki sarnıçlardan karşılanmış olsa gerek. Kale içinde kayalardan oyulmuş çok miktarda daire ve kare şeklinde yerler vardır. Kale kireç taşından oluşmuş büyük kaya kitleleri üzerine kurulmuş. Bu büyük kaya kitlelerinin kimisine sarnıçlar oyulmuş. Kimisi kare şeklinde bütün kayalardan oluşan şimdiki oturduğumuz odalara benzeyen mekânlar… Düşünün: 3 - 4 metre kenarı olan iki ya da üç kenarı kaya içine oyulmuş odalar… Bu odalar acaba barınak olarak mı kullanıldı yoksa onlar da sarnıç mıydı? Bu taş içine oyulmuş oda duvarlarının kenarlarında meyilli bir şekilde oyulmuş kanallar bulunuyor. Bu kanallar acaba yağmur sularını sarnıçlara taşımak için mi oyulmuştu, yoksa başka bir işlevi mi vardı? Sonra bu odalar önünde basamak basamak kaya içine oyulmuş merdivenler… Daha buna benzer bir sürü soru… Hebilbey kapalı bir kutu. Bu Hebilbey adı nerden geliyor. Kale Yunanlılardan mı kalmış yoksa Romalılardan mı? Ören yerleri ile ilgilenen yetkililerimizin buradan haberi olmadığını sanıyorum. Benin çocukluğumda var olan bazı kitabeler ve taşlara oyulmuş yazılar şimdi yok. Benim çocukluğumda buradan taşınan taşlarla köy çeşmelerinin duvarları yapılmıştı. Kaçak define arayıcıları neler götürdü kimse bilmiyor. Bu ata mirası ören yeri yakında kaybolursa şaşmayalım. Köylülerimizin de yetkililerimizin de kaybolunca yerine gelmeyecek olan bu ulusal servetimize sahip çıkması gerekmektedir.
Hebilbey Köyünün olduğu yerde yerli bütün olarak büyük kireçtaşı kayaları bulunur. Bu kayalar üzerinde çok çeşitli çalışmalar yapılmış. Ne amaçla yapıldığını merak etmemek elde değil




Bu resimde büyük yerli oyulmuş silindir şeklindeki çalışma büyük olasılıkla bir su sarnıcı


Bu çalışma da bir su sarnıcına benziyor. Kale içinde ve yakınlarında su kaynağı yok. Bu nedenle su ihtiyaçlarını yağmur suyundan karşılamış olabilirler. Ya da bir kuşatma sırasında kale içinde kalanların böyle sarnıçlara çok ihtiyaçları olsa gerek.


Bu mekan köşeli şekilde çalışılmış. Sarnıç mı yoksa başka bir amaçla mı kullanılmış?


Kayalara oyulmuş bu kanal, sarnıçların ihtiyacı olan yağmur sularını toplamak için miydi acaba?



Bunlar bir merdivene benziyor. (Kusura bakmayın ören yerleri ve eski eserler hakkında fazla bilgim olmadığı için doyurucu yorum yapmam olanaksız.)


Bu da bir su kanalı olmalı. (arık)



Harçlı kalın duvarlar... Yüzlerce yıl geriden bizlere mesajlar getiriyor.



Duvarlarda tonlarca ağırlıkta iri taşlar kullanılmış.



Büyük kayalara oyularak yapılmış bu çalışmalar okunmayı, bu bilmeceler çözülmeyi bekliyor.



Bir küvet büyüklüğünde kayaya oyulmuş çukur... Bu işten anlayanlar ne amaçla kullanıldığını hemen anlayabilir.

.....................................................................
AHMETLER YAYLASI
Ahmetler köyünde hayvancılık yapan ve arı taşıyan köylülerimiz her sene yaylaya çıkmaktadırlar. Yazın köyün veya Manavgat'ın sıcağından kaçan bazı insanlarımız da yaylaya gelip kalmaktadırlar. Ayrıca bir gün Antalya, Manavgat ve Ahmetler'deki köylülerimiz yaylaya gelip yayla şenlikleri yapmaktadırlar.

Yaz aylarında Ahmetler yaylası böyle görünür.

Nisan ayında yaylaya çıkarsanız sizi böyle güzel bir görüntü karşılayabilir. Yayla sanki beyaz bir gelinlik giymiştir.

Nisan Mayıs aylarında yurdumuzda nesli az bulunan kardelen çiçekleri açar.


Mayıs ayı gelince Ahmetler Yaylası beyaz gelinliğini çıkarıp yeşiller giyinir.

Çakılbaşından Aldürbe ve Akkuyubucağının görünüşü.


Aldürbe, Akkuyu, Kuyu, İmalı, Çırlavık... İlkbaharda ilk çıkınca hayvan besleyenlerin konakladığı oba yerleri.

Daha çok arıcıların ve Manavgatta çalışanların konakladığı yer: Akkuyubucağı

Yaz aylarında Manavgat ve Antalya'da yaşayan köylülerimiz de yaylaya çıkarak oraları elliklerler. Bu günlük ziyareti "Yayla Şenliği" olarak adlandırıyoruz.
Aldürbe, Ortataş dibindeki arı kovanları ve bir arıcımız.

Ahmetler yaylasında oba yerleri ve yer adları

...............................................................................................................

GEÇMİŞİN AYAK İZLERİ

Bu bölümde daha önce yaşanmış bazı çalışmaları ve görüntüleri görelim

Köyümüzün şimdiki camiden önceki camii yıkılıp şimdiki cami yapıldı.
Yeni caminin temeli atılırken
Yeni camii yapım aşamasında

Eski Ahmetler ilkokulu ve Mustafa Koç'un burada görev yaptığı ilk yıl.

Eskiden analarımız bacılarımız da farklı giyinirlerdi
Erkeklerin böyle giyinmesi de doğal sayılırdı.
Eskiden çobanlarımızın yün (pontil) pantolon giymezi ve poşu bağlaması olağan görüntülerdi.


Eskiden taşıtlarımızın çoğu böyleydi. Şimdi onların yerini modern taşıtlar alıyor.
Dibek taşı. Köyümüzde eskiden bazı işler farklı yapılırdı. Un ve ve tahin ırmaktaki değirmende öğütülürdü. Bulgur evdeki el değirmeninde öğütülürdü. Bupday ve darı dibek taşında dövülürdü. Kalın maden tuzları sürtek taşında inceltilirdi. Çulha, ıstar dokuma, ip örme, kolan dokuma, keçe yapma, habalık ve şalvarlık tepme, kirman eğirme, çarkta iplik eğirme, kelefe sarma... gibi günlük herkesin yaptığı işler vardı. (Bu işler ve resimleri başka bir başlık altında yayınlanacaktır.)




http://manavgatliarici.blogspot.com/p/yoremizi-taniyalim.html